nane limon manyağı ettin lan beni:) bak hastalık geçiyor, düzeliyorum yavaş yavaş..umarım bı son verirsin bu eylemine:))
gidenler gelmez...geri dönüş diye birşey yoktur! o zaman beklemek neden?
+ napıyosun abi?
+ idare eder,sen?
+ ehh aynıı
+gelionmu akşam?
+gasteye uğrıcam işim geç biter ama gelirim..
+ ii seansım var benımde...
+ ne içelim? ( derin ama kısa bı sessizlik )
+bılmem kı ne içsek abi?
+ii gel de bakarız hadi...
Eve gelinir-deli gibi aç olunur ve evde gram yemek olmadığından ya makarna yapılır ya da pizza söylenir...ardından zat'ların kaşıntıları başlaaarrrr..
+eee ne içiyoz söölesene??
+abi ben votka içerım
+ii ben de şarap alıcam...
İçkılerın yarıdan fazlası tüketilir..offfflar çekilir...küfürler uçuşur...vapurdakı aşklar anlatılır veee derın bır sessizlık içinde duyulan tek şey leblebinin (hamsterın) manivelada tepınmesının sesıdır..sonra bi zırıltı kopar...sonra kahkaha...bitmeyen agız dolusu..ve biz gülerken aglarız aslında....
yazmak kurtarır insanın hayatını.. yoksa sıçarız... ben sıçarım.
yaratıcı ve özgür bi ölüm...şahane.. çok şahane... hadi hemen:)))
paraşutsuz yamaç paraşütu yapıcam ne dersın:)? en temızı abi...aaaa parasutsuz ınemezmıydım kı yere bennnnn? :)
17 kişi öldü davutpaşadaki patlamada? neden ?çünkü ruhsatsız havai fişek fabrikasııııı! ruhsatsız! hadi şimdi oturup dertlenin laiklik gidiyo elden diye! ulan insanlar ölüyo be insanlar!
mehmmed uzun un 'sen' romanını bitirdim dün gece... midem bulanıyor...niye yaşıyoruz ki ya niye... kaçmalı katexis kaçmalı!!!
Hiç Yazılmamalıydı Bu Yazı
(Hrant Dink için...)
Senden sonra da… Bebekler doğdu umutlu, soğuktan ölenlerin yanında. Sokaklar yürüdü ve kazandı direnenlerin bir kısmı; evinde oturup köşesinden aymaz nutuklar atanlara, kötü niyetli kaza süsü verilmiş tüm politikalara inat! ‘İyi’ ler boğazını kesti ‘kötü’lerin, yayınevi bombacılarını alnından öptü, helal olsun dercesine amcalar. Bıyıklı yorgun babalar umutla döndü gene de evlerine, ki biz hala becerememekteyiz bir ekmeği bölüşmeyi, kırmızı bir ateşin etrafında her dilden türküler söyleyebilmeyi. Kangren oldu sosyal yaralar, pansumana bile yanaşmayanlar, kaptı neşteri eline, kör ve aptalca bir vurdumduymazlıkla. Yaralar yanıyor dört bir yanında memleketin. ‘Mehmmed’ leri sürgün, şairleri esir, dilleri yasak, kan dökmenin vatanseverlik sayıldığı topraklara doğsa da çocuklar… Ki işe gitmek için vurulduğun/vurulduğumuz kaldırımdan geçmek zorunda kalsalar da kız çocukları… Ve o kız çocukları, ‘barış’ ı anlatıyor öğrencilerine; özgürlüğü, umudu, paylaşmayı… Bıraktığın solduyu ile büyüyor, büyütüyor, değişiyor, değiştiriyorlar çocukları; günah-sevap hesabı yapan annelere inat! Nefes almaya bile ihtiyaç duymadığını bilseler de senin dünyayı değiştirmen için; demli bir kederle tutuşturuyorlar sigaralarının ucunu. Sana verecek güzel haberleri bolca olmasa da heybelerinde kız çocuklarının, ‘daha yaşanılası bir dünya’ düşledikleri için romantik(!) bulsa da onları birileri, onlar inanıyorlar inadına! Zira onlar, ‘bir bebekten bir katil yaratan karanlığı’ aralamaya yazgılı doğuyorlar. Bir de yazmaya yazgılı ve sevdaya sevdalı… Ki sevdalandıkları terk etse de onları, aşka dair bir kırıntı bile bırakmadan arkalarında; kandırmamanın meziyetten sayılmayacağı aşkların da yaşanacağını biliyorlar bir gün. Bilesin ki, eğilmişse başları, yanaklarından süzülen ince sitemi gizlemek içindir yalnızca.
Hafızanın işçileri o kadar acımasız ki… Kız çocukları(n)… Bazen bildikleri her şeyi unutup bazen unuttukları her şeyi hatırlasalar da; güvercinlerin delik ayakkabısı kalıyor hep hatırlarında! 21-22 şiirleri kalıyor; on yedilik idam sehpaları, ‘Metin’ ama ölü bedenler kalıyor… Zira bazı yaralar, aklında değil ruhunda yer ediyor insanın… Ve iyileşmiyor asla! Lakin kız çocukları(n), silah yapmıyorlar kırgınlık ve haksızlıklardan; kurşun dökmüyorlar! Şiir yapıyorlar kırıklardan, elleri kanasa bile durmadan. İnce ve narin bir sitem yapıyorlar yitik sevdalardan en kötü ihtimal; elleri kanasa da durmadan! Şu dünyanın kirine-pasına bulaşmadan yaşamak istedikleri için ve sevmediklerinden zorunlu olan şeyleri, kovuluyorlar din derslerinden; ‘huzuru’ bozmaktan sebep. Ve yine aynı sebepten ötürü, ki aslında ‘dünyadan, hayattan, insandan umutları kesik değil diye’ barış dedikleri için gözaltına alınıyorlar.
Kız çocukları… Seni onlardan ayıran kaldırımlara kırmızı bir karanfil bırakıyorlar her iş dönüşünde, seni çalan katil karanlığı aralıyorlar yaktıkları mum ile, gidişinin, katledilişinin yıldönümünde. İstanbul’ un göbeğini ‘bbg evi gibi’ gözetlemeyen göz yumucular olsa da ve her gün artsa da sayıları; kalabalık da var düşünen miras bıraktığın solduyuyla. Ve tek kişi bile kalsa mum yakan bebeği katil eden karanlığa, canlı duracaktır, her iş dönüşünde kaldırıma bıraktığımız karanfiller. Ve bilesin ki, ‘iyi çocuklar’ ın kanlı oyunlarına ortak olmayacağız biz hiç; hem kaçırılıp hem suçlu bulunsak da, yaşıyor oluşumuza sevinemese de şahin kem gözler!
Katil karanlığı aralamaya duran mum ışığına iftira atanlara rağmen, damarında ay-yıldızlar dolaştığına inanan ve inandıranlara rağmen; herkesin gözyaşının ılık ve tuzlu olduğunu bilmeyenlere, önce sömürüp sonra neo-yardım eden bay/ bayan ‘gül’süz dikenlere, kendine demokrat başkanlara, önüne gelene kurşun sıkan ‘güvenlik’lere ve onlara güvenip silah verenlere, ‘insan haklarından yararlanmak için insan olmak yetmez, zengin olman lazım’ diyenlere, erkeği seven erkekleri- kadını seven kadınları yok sayanlara-öteleyenlere-homofobiklere, bol parayla cilalı vitrin mutlulukları satan ve alan bihaberlere, arkadan vurmalara-vuranlara, postal sesleriyle ‘plan’lı ve kanlı melodiler tutturanlara, pis ayağıyla bataklığa ittiklerini dağda göz-gez-arpacıkla arayan faşist ruhlara, ‘öldü’ haberine oynayan karnı tok gözü aç medya kodamanlarına, ‘kaynayan cehennem’in ateşine bunca zaman sesi çıkmamış ama paçası yanınca hazır cennetlere meyledenlere rağmen…. Hepsine, hepsine rağmen… Daha yaşanılası bir dünya düşlemekte çocukların!
Ama işte yine de…
Hani ister ya insan…
Keşke gerek kalmasaydı bunlara diye; aslında böyle olmamalıydı, hiç yazılmamalıydı bu yazı ve Can Yücel de yazmayabilseydi, diye… Metin’e…
Hani ister ya insan…
Keşke…
Kalleşçe ayırmak yerine dostça buluştursaydı bizi kaldırımlar diye…
Keşke…
Hafızanın işçileri, delik ayakkabını değil de sıcacık gülüşünü resmetseydi diye…
Keşke…
Rakel’ in son mektubu haklı ve güzel olmasaydı bu kadar diye…
Keşke…
Türküler söylemek için gelseydik bir araya diye…
Ve keşke…
Bu yazı hiç yazılmasaydı diye…
‘İyi Çocuklar’ ve Kan Çiçekleri
Biz… Yani ‘kötü çocuklar’… Daha yaşanılası bir dünyanın hala mümkün olduğuna inanan, inadına mavi düşler kuran. Dayattığınız yalanları yemeyen, postal sesleriyle şarkı söylemeyen, ‘hacı ağabeyleri’ olmayan. Her bir farklılığın zenginlik olduğunu bilen, pis gerçeklerinizi kara perdelerinizle örtmeye çalıştığınız okul bahçemizde, yaktığımız ateşin etrafında her dilden türküler söyleyen.
Biz… Yani ‘kötü çocuklar’… Sizin ‘iyi çocuklar’ınızın kanlı oyunlarına katılmayan. Alevi olduğumuz için ‘elinizden çekeceğimize’ boyun eğmeyen, büyüyüp de on yedimize geldiğimizde idam sehpaları aldığınız. Ermeni olduğumuz için sürdüğünüz, eşcinsel olduğumuz için dövdüğünüz, Ahmet Kaya dinlediğimiz için linç ettiğiniz, Kürt olduğumuz için vatan haini belleyip işkence yaptığınız…
Biz… Yani ‘kötü çocuklar’… Kaldırım yapmak amacıyla (!) yakına koyduğunuz taşları, topluca yakmak için kullandığınız, korumanız gerektiğinde sırra kadem bastığınız, ‘burnu bile kanamadığı için’ sevindiğiniz halktan saymadığınız bizler! Madımak’ ta yanarken, iştahla izlediğiniz; bize yapılanları, halkın din duygusunu suiistimal ettiğimiz(!) gerekçesiyle ‘medeni tepki’ diye nitelediğiniz! Yerinden söküp, tırnaklarınızı, kör öfkenizi dindirmek için etine geçirdiğiniz Ozanlar Heykeli, bizim bedenimiz…
Biz… Yani ‘kötü çocuklar’… Zamanında iyi ve masum(!) niyetlerle okula aldığınız, gece uykularımızdan uyandırıp, ellerinizde silahlarınızla, yastığımızın altında ‘terör’ aradığınız… Kampüste, İnsan Hakları Haftasında yapılan etkinliklerimize taş koyduğunuz, yazdıklarımızdan korkup, korkunca sırtımızdan kalleşçe vurup yatağa mahkum ettiğiniz. Zenci olduğumuz için potansiyel suçlu muamelesi yaptığınız, kanlı gömleğimizi saklayıp canımıza kıyanları baş tacı ettiğiniz…
Biz… Yani ‘kötü çocuklar’… Madımak’ ta yaktıktan sonra elinizde bir demet çiçekle mi geliyorsunuz karşımıza? Siz şimdi gidip Halaskargazi’ ye domates biber falan ekersiniz! Malatya’ ya çam fidanları diker, Şemdinli’de lay lay lom ezgilerle, ‘iyi çocuklarınızla’ kol kola girip ‘orda bir köy var uzakta, kıyımlar, katliamlar yapsak da o köy bizim köyümüzdür!’ şarkısını postal sesleri eşliğinde söylerken kebap yersiniz! Öyle ya; sizler ‘iyi çocuklar’, sizler vatanseversiniz!